Hikaye

dediklerine göre artık su yükselmeyi bırakmış. son üç haftadır yağmur yağmıyor ve söylenilenleri duymasaydım suyun geri çekilmeye başladığını bile düşünebilirdim. şimdilik sadece gezicilerin dediklerine inanabiliyorum, inanabiliyoruz. bugün, bu dağın uçlarına yakın eski ve yaşı kadar heybetli gözlemevine sığınışımızın 28. günü. 28 günün sonlarına doğru ben inanmayı düşünüyorum. elimde kalan bu sonuncu sorgulamanın keyfini çıkartarak yazıyorum.

üç yıl kadar önce başladı küresel ısınma panikleri. iki yıl önce de ne kışın kar görmemiş yerlerde kar altında mahsur kalmaya ne de yazın kuru kalmamış yerlerde asfaltları eriten sıcaklığa şaşırır olduk. on üç aydan daha uzun olmasa gerek, önce maillerde sonra da ağızdan ağıza dolaşan söylentiyle geldi bu tam altı ay süren yağmurun haberi. “doğanın gözyaşları yağmurlar dinmiyor.”, “iklimler tersine döndü. ikinci tufan mı, kıyamet mi?”.

hiçbirimizin ne dalga geçecek ne de yeterince düşünecek vakti olmadı; yağmur geldi. dillerinde yağmur kelimesi olmayan insanların topraklarına indi; kurumak üzere olan barajların, su yataklarının defalarca fazlasını doldurarak onları yok etti. yağmur dinmedi. artık düşünmeye başladık ikinci ayın ortalarında. devletler saçma, komik ve aynı halde trajik kararlar aldı. ordular alarma geçti yağmur için. erzak stokları yapıldı yer altı sığınaklarında, yağmur sanki yeryüzündeki her deliği doldurmuyormuş gibi.

bir zamanlar krem rengi olduğunu kanıtlayacak kadar üzerinde az boya kalmış bu tahta çerçeveyi tırtıklarken buluyorum kendimi. aklımda o sahne… fotoğraf gibi beynime kazındı ellerimde ağır çantalarla arabaya doğru aceleyle ilerlerken evime son bakışım. “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” dedim inançsızca. inanmadım. bu cümleyi defalarca duyduğumdan, belki kullandığımdan ve söylenildiği durumları hatırladığımdan… o cümlenin daha önceden kullanıldığı sözde felaketler durumlarında düşülen acizlikti inancımı tüketen. etrafımda ağlayan, şikayet eden, deliren, içindeki çığlıklara karşın sakinliğini koruyup toparlanmaya çalışanların gürültülerinin birbirine geçtiği bu karmaşada, evime son bakışım var aklımda. barışların savaşları bitirdiğine inanırdım, kuraklığın yağmurla biteceğine. bir kötülüğün bitmesine tek çözümün iyilik olmadığı çok açık. her şey eskisi gibi olacak.

felaketimiz duraksadı. güneş bulutları sildiğinde hayal meyal görünen, eskiden tepe olan adacıklara, yardım etme-bulma, yiyecek paylaşma, belki de sırf meraktan ulaşma planları yapıldı. her şey böyle başlamamış mıydı? yeni yerleri keşfetmek; sahiplenmek, yararlı olma vaadiyle yararlanmak…

felaketimiz kendini hep tekrarladı. iyiliğimize inancımız bittikçe salgına dönüştürdük onu. uzaklığından ve onu çevreleyen ağaçların cinsinden masalsı bir mavi tonda görünen şu adaya da gidecek insanlığın taşınabilir felaketi.

küçükken yıldız kayıyor diye dilek tutardık. olacağına nasıl da inanırdım, atmosfere çarpıp parçalanan göktaşları olduklarını öğrenene dek. yağmur durup, gökyüzü açıldığından beri geceleri onları izliyorum bu eski teleskopla. her biri gerçekleşecek dileklerimi kutluyorlar.

 

2428